AYNA

 AYNA
Okunuyor AYNA

AYNA

ayna resim 2

Sözlükte “Karşısındaki şekil ve renkleri aksettiren, ışığı yansıtan, arkası sırlı, düz cam veya madeni levha şeklinde tarif edilen ‘ayna’ kelimesinin aslı Farsça ahen (demir) anlamına gelen ayîne kökünden gelmektedir.
İnsan, varlıkların başka bir nesneye yansıyabileceği gerçeğini ilkin su ile anlamıştır, ilk ayna sudur. Camın ayna olarak kullanılmasından önce demir, çelik, tunç, gümüş, altın gibi madenler uygun boyutta kesilip çeşitli yöntemlerle parlatılarak aynaya dönüştürülmüştür. Daha sonra cam kullanılmış, camın ayna olarak kullanılması 16. Yüzyıldan sonra Venedikliler sayesinde mümkün olmuştur.
Ayna, ilkel kabilelerin de belli bir uygarlık düzeyine sahip halkların da inançlarında, geleneklerinde ve folklorunda önemli bir yer tutar. Bazı medeniyetlerde ayna kendisinden korkulan olumsuz bir objeyken, kimilerinde bir çeşit uğurdur, bazen de güç simgesi olabilmektedir. Çoğu tanrı, tanrıça ve kral için gücü ve şansı simgelemiştir. Eski Mısır’dan Hint’e, oradan Çin’e kadar birçok tapınakta ayna simgesine rastlanır. Tapınaklarda kendisine kutsal bir sembol olarak yer bulan ayna genellikle ay veya güneşle ilişkilendirilmiştir. Çünkü bu iki öğe parlaktır, göktedir ve bir yüceliğe sahiptir. Bu çerçevede iktidarı elinde bulunduranların ayna sembolünü kullanması yaygın bir gelenektir. Doğu toplumlarında aynanın uğur getirdiğine inanılır. Düğün sırasında geleneklere göre çeşitli şekillerde kullanılırken, bebeğe şans getirmesi için de beşiklere ayna asılır.
Ayna güzelliğe atıf yaptığı gibi bazı kültürlerde de korkuyu imlemektedir. Aynaların metafizik âlemle bağ kurması pek çok farklı kültür ve medeniyette rastlanan ortak bir inanç veya hurafedir. Kimi medeniyetlerde aynalarda perilerin, kimilerinde kötü ruhların, kimilerinde ise melek ve cinlerin yuvalandığı ve bunların ölümü çağırdığı düşünülür. Bu da yaşayanlar için bir huzursuzluk kaynağıdır. Bazı toplumlarda gece vakti aynadan uzak durulmasının temel sebebinin de bu olduğu düşünülür. Gece suret görmek hayra yorulmaz. Aynanın içinde cin olduğu, cinin insanları çarptığına inanılır. Aynada yaşayan cin gece bakanın yüzünü değiştirmesin diye üstü örtülür. Cenaze evlerindeki aynaların üzerleri örtülmelidir, yoksa ruh aynanın içinde kalır ve gökyüzüne yükselemez. Aynaya fazla bakanın deliliği artar. Bazı uzmanlar gerçeklik algısı bozulabileceği için üç dakikadan fazla aynaya bakmamak gerektiğini söyler. Anadolu’da bu bilgiyi doğrulayan ‘Ayna çarpması’ tabiri vardır. Aynaya çok bakıldığında gönlün ve zihnin bulandığına inanılır.
İlk kez aynaya yani suya bakan insan, kendi aksini görünce hayrete düşmüş ve aynadaki görüntüsünü ruhu zannetmiştir. Herhangi bir yansıtıcıya akseden görüntünün ruh kabul edilmesiyle birlikte görüntü kutsallık kazanmış ve görüntüyü karartan ya da görüntüye engel olan şeyler de uğursuzluk kabul edilmiştir. Sümerlerde camın ayna olarak kullanılmaya başlamasıyla, onun kırılması uğursuzluk olarak görülmüş ve kırılan her aynanın ruhun bir parçasını götürdüğüne inanılmıştır. Ruhun yenilenmesi ve kendine gelmesi Eski Roma ve Bizans inançlarında yedi yıl sürer. Ayna kırmanın yedi yıl uğursuzluk getireceği inancının kökeni buna dayanmaktadır. Sebepsiz kırılan aynalar ölüm habercisi kabul edilmiştir.
Aynaların metafizik âlemlerle ya da insanın iç dünyasıyla ve ruhuyla bağlantılı olduğu yönündeki inanışlar, büyücülerin, müneccimlerin ve kâhinlerin aynayı büyü malzemesi olarak kullanmasına sebep olmuştur. Büyü sanatına göre ayna iki cihan arasında perde görevi görür, çünkü onun sayesinde aşkın âlemlerle irtibat sağlanır, bazen buradan oraya bazen de oradan buraya geçişler yapılır ya da bilgiler alınır. Gece uyumadan önce duvar ya da el aynalarının ters çevrilmesi bu yüzdendir. Başka âlemlerin geçiş kapısı böylece kapatılmış olur.
Tasavvufi inanışta, aynanın yansıtma işleviyle sembolik bir benzerlik kurularak insan ve âlem Tanrı’nın aynası olarak düşünülmüştür. Kalbimiz bir aynadır, Tanrı’nın tecelli yeridir; dışımız, yüzümüz bir aynadır, içimizin, gönlümüzün tecelli yeridir. İnsan, insana aynadır; birbirini yansıtır. İçi dışı her yanı ayna olan insanoğlunun gizleneceği bir yer gizleyeceği bir şey yoktur. Zira ayna (Tanrı) her şeyin şahididir.
Ayna söz konusu olduğunda bahsetmemiz gereken şeylerden biri de ikilik kavramıdır. En basit ikilik varlık ve onun yansıması olarak ortaya çıkar. Yunan mitolojisindeki Narkissos anlatısında su ayna işlevi görmüş, Narkissos suyun yansımasında gördüğü yüzüne aşık olmuştur. Bu anlamda güzelliği ve hayatı yansıtan ayna aynı zamanda Narkissos’un hayatına mal olduğundan kötücüllüğü ve ölümü de içinde barındırır.
Aynanın bir varlığı vardır, her şeyi içine alabilir, asla yalan söylemez, olduğu gibi gösterir, herkes onda kendini bulur. Ters yüz edersek içine aldığı şey eğretidir, varlığı kendinden değildir (yansıttığı şeye bağlıdır), tersinden gösterir, yalancıdır, aldatır. Ayna, baktığınız yere/yöne göre değişen bir ikilik içindedir.
Sır da iki anlamlı bir kelimedir. Hem camı ayna yapan kaplamayı hem de gizlenen şeyleri ifade eder. Aynanın sırrı, her şeyi yansıttığı halde bizim yalnızca görebildiğimiz kadarını görmemizdedir. Göz herkeste bulunur ve bakar ama herkes göremez. Ayna bir okyanussa göz bir kovadır ve herkes kovasını varlığının büyüklüğü, ruhunun derinliği kadar doldurabilir.

ayna resim 3

AYNA kitabında, bir kız çocuğu ve onun aynadaki yansıması üzerinden yaşananlara şahitlik ederiz. Kitabın ortası ayna işlevi görür. Sol tarafta bir kız çocuğu vardır, sağ taraftaki sayfada da yansıması. Kız yansımasını gördüğünde önce korkar ondan, şaşırır. Sonra alışır ona, gülüp şakalaşır. Mutlu oldukça neşesi artar. Yansımasıyla birlikte dans etmeye ve eğlenmeye başlarlar. Bir süre sonra iç içe geçerler, aynada birleşip yok olurlar. Tekrar ortaya çıktıklarında yansımanın hareketlerinde geciktiğini fark ederiz. Soldaki kız kıskançlık ve öfkeyle sağdakini iter. Kızı itince aynayı da itmiş olur. Son gördüğü aynadan yansıyan şaşkın yüzüdür. Ayna kırılır.
Gerçek ve yansıma olarak ikilik üzerine kurulan bu kitap yine iki farklı şekilde yorumlanabilir.
Kızlar bir bütün olmayı deneyimlemişler ve aynadan çıktıklarında eski hallerine dönmüşlerdir. Ancak ‘yansıma’ yalnızca karşısındakinin hareketlerini tekrarlamak değil kendi olmak, özgür olmak istiyordur artık. Bütünleştiklerinde hissettiği varlıklarına bir şeyler katmak, onu dönüştürmek istiyordur. Gerçek kız, yansımadaki derinliği anlayamaz. Kızı iter. Aslında iterek kendinden uzaklaştırmak istediği şey kendi ruhundaki onu korkutan farlılıkların ortaya çıkmasıdır. Ayna kırılmış, yansıma yok olmuştur ancak onun da ruhu bölünmüş, varlığı eksilmiştir.
Aynada kaybolduklarında kızın yansımasıyla yer değiştirdiği de düşünülebilir. Eskiden yansıma olan kız, geçmişte karşısındakini birebir taklit ettiği için yer değiştirdiklerinde de aynı şeyi diğer kızdan bekler. Oysa o yine gerçek olan kendisiymiş gibi davranışlarını değiştirmemekte, itaat ve aynılık beklemektedir. Eski yansıma kendini düzgün yansıtmadığı için diğer kızı öfkeyle itip aynayı kırar. Kendince ders vermiştir belki ama yansıma olmadıktan sonra asıl olmanın da bir anlamı yoktur.

Değişik yüzleri ve değişik anlamları olan aynayla aynı adı taşıyan bu kitap bize hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını, olayların nasıl bakıldığına bağlı olarak değişebileceğini bu ikili hikâye üzerinden ispatlar.

ayna resim 4

Yararlanılan Kaynaklar:
Ayna Kitabı- Yusuf Çetindağ
Mitolojik ve Dinsel Bir Sembol Olarak Ayna- Uluslar arası Sosyal Araştırmalar Dergisi- Necati Sümer
Şiirin Aynası, Aynanın Hafızası – Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırmaları Dergisi- Şaziye Durukan

Yorum Yap
Yapılan Yorumlar
1
  • Nur
    Nur
    ziyaretci
    1 hafta önce

    Çok güzel tanımlanmış. İlgiyle okudum.

    Cevapla
    2