DEYİMLER

 DEYİMLER
Okunuyor DEYİMLER

 

 

İKİ DİRHEM BİR ÇEKİRDEK

İKİ DİRHEM BİR ÇEKİRDEK

DEYİMLER

İskender Pala’nın İki Dirhem Bir Çekirdek adlı kitabıyla karşılaşıncaya kadar deyimlerin bir hikayelerinin olabileceği hiç aklıma gelmezdi. Önce kitabın adı dikkatimi çekti daha sonra önsözüne bir göz gezdirdim ve kitabı almaya karar verdim. Meğer çokça kullandığımız deyimlerin tarihi rivayetlere dayalı hikayeleri varmış. İki yüzden fazla deyimin ortaya çıkış öyküsüne yer veren hem eğitici hem de eğlendirici bir kitap. İçlerinden bir tanesini sizlerle paylaşmadan önce “Deyim” den biraz bahsetmek istiyorum. Deyim nedir? Neden deyimleri kullanırız?

Deyim, gerçek anlamını kaybetmiş iki ya da daha fazla kelimenin bir araya gelerek yeni bir anlam meydana getirdiği kalıplaşmış söz gruplarıdır. Atasözü, tekerleme, bilmece gibi anlatımı güzelleştirmek, düşünceleri etkili kılmak, ifadeleri pekiştirmek için kullanılır. Deyimler dilimizde en çok kullanılan kalıplaşmış söz gruplarıdır. Deyimleri ; bir şarkıda, bir film repliğinde, bir şiirin dizesinde, hayatın her karesinde yaşarken görmek mümkündür. Bazen sitemlerimizi dile getirirken, kimi zaman ise mutluluğumuzu, şaşkınlığımızı ifade ederken cümlelerimizi süsler. Deyimler dilimizin belkemiğidir adeta. Yoğun bir anlamı kısa ve kalıplaşmış ifadelerle somutlaştırırlar. Hem yazı hem de konuşma dilinde önemli bir yer teşkil eder. Sözcük grubu (etekleri tutuşmak)veya kurallı cümle(Atı alan Üsküdar’ı geçti) niteliğinde karşımıza çıkabilirler. Kalıplaşmış ifade oldukları için kelimelerin yerleri değiştirilemez. Herhangi bir yargı bildirmezler. Tek bir kavramı ya da durumu karşılarlar. Genelde mecaz anlamlı olsalar da gerçek anlamda kullanılan az sayıda deyim mevcuttur. Anonimdirler yani söyleyeni belli değildir ve halka mal olmuş, halkın ortak ürünleridir. Bazı deyimler yöresel özellikler gösterir. Dil ve anlatımı süsler, ifadeyi güçlendirirler. Fikir ve düşünceyi çekici hale getirirler. Dilin asıl dokusunu oluştururlar. Dilimizin zenginleşmesinde, ifadelerin anlamlarının derinleşmesinde büyük bir öneme sahiptirler .Kültürel değerlerin aktarılmasında sözlü ve yazılı gelenek içinde önemli bir yere sahip olan deyimlerimizin anlamı bugün çoğu insan tarafından bilinmemekte ve pek çok deyim unutulmaya yüz tutmaktadır.

Ateş Pahası Deyiminin Hikayesi

Vaktiyle Osmanlı hükümdarlarından biri maiyetiyle avlanmaya çıkmış. Bir ceylanın peşinden koşarken vakit bir hayli ilerlemiş ve gün batmaya yüz tutmuş. Bu sırada gök kararmış, ortalığı şiddetli bir rüzgâr ve ardından da savruntulu bir yağmur bastırmış. Hünkâr ve adamları en yakın kulübeye kendilerini zor atmışlar. Meğer sığındıkları kulübe odunculuk yapan bir garibe aitmiş. Adam onları içeri almış. Sultan her ne kadar adamı tedirgin etmemek için kim olduklarını söylememiş ise de oduncu durumu kavramış ve ocağa büyük odunlar atıp kulübeyi iyice ısıtmış. Dışarıda hem ıslanıp hem üşüyen padişah ve adamları bu durumdan pek memnun kalmışlar ve geceyi orada rahatça geçirmişler. Hatta bir ara hünkâr,
-Doğrusu şu ateş bin altın eder, diye söylenmiş.
Ertesi gün yola çıkacakları vakit, padişah oduncuya sormuş:
– Efendi! Bizi ihya ettin, harlı ateşin sayesinde geceyi pek rahat geçirdik. Söyle bakalım borcumuz ne kadar?
Oduncu, fırsatı değerlendirmenin zamanıdır deyip rayici yüksek tutmuş:
– Bin altın beyzadem!
Vekilharç hemen atılmış:
– Ne masraf ettin ki bin altın istersin bre densiz?
– Sabaha kadar ateşi aynı kıvamda tuttum. Böyle dağ başında bu ateş az bulunur.
– Ama ateş bu denli pahalı mıdır?
O sırada padişah vekilharcına dönüp:
– Ağa, demiş, ateş iyiydi, şimdi pahasını verin!
Oduncunun bu tavrı halk arasında şüyu bulunca değerinin üstünde fiyat biçilen şeyler hakkında “ateş pahası” denilmeye başlanmış ve giderek deyimleşmiş. Umulana göre çok pahalı bulunan fiyatlar hakkında bugün dahi “ateş pahası” denir.

Yorum Yap