Eksik Parça

 Eksik Parça
Okunuyor Eksik Parça

Kahramanımız Şekil eksik parçasını aramaktadır. Bu arayışta hava şartlarıyla mücadele eder, hayvanlarla ve başka parçalarla karşılaşır.  Hepsine “Sen benim eksik parçam mısın?” diye sorar. Bütünlüğüne uyup uymadığını kontrol eder. Kimi küçük, kimi büyük, kimi sert, kimi keskin çıkar bu parçaların. Bu esnada kimini kırar, kimini kaybeder. Bunlar Şekil’i yıldırmaz. Maceralara atılır, çukurlara düşer, duvarlara çarpar ama en sonunda eksik parçasını bulur. Tamamlanır. Artık eksiği yoktur, çıkıntıları yoktur, yuvarlanır durmadan. Hız kazanmıştır fakat fark eder ki şarkı söyleyemiyor, bir çiçeği koklayamıyor, kimseyle sohbet edemiyor, bir kelebeğe dokunamıyordur artık.

Birçok inanışta arayışa, tekrara ve sonsuz döngüye göndermeler yapılmıştır. Önce Mısır sonra Yunan mitolojisinde karşımıza çıkan, Latince kökeni ‘kuyruğunu öldüren’ anlamına gelen, bazen ejderha olarak resmedilse de genellikle kuyruğunu ısıran bir yılan şeklinde bilinen Ouroboros; yeniden doğuşu, devamlılığı, doğumu,ölümü ve sonsuz döngüyü simgeler. Simya sanatına göre  dönüşüm yaratması için insanın, gölge yanıyla etkileşime girmesi ve onu kabullenmesi gerekir. Ouroborosun kendi kuyruğunu yemesi aynı zamanda kendi içindeki zıtlıkları birleştirme çabası olarak da yorumlanabilir. Yaşamda olduğu gibi zıtlıkların aslında birbirinin içinde var olduğunu, dönüşüm ve devinim içinde olduklarını anlatır. Bu bağlamda Ourobos yarı aydınlık, yarı karanlık olarak simgelenir. Bu Yin Yang daki beyaz ve siyah zıtlığı anıştırır.

Yin Yang Uzakdoğu kültüründe karşımıza çıkan bir başka döngüdür. Karşılıklı zıtlığın denge içerisinde bulunduğunu ve birbirinin içinde olduğunu anlatır. Kelime anlamı olarak Yin karanlık ya da gölge Yang aydınlık ya da güneş anlamına gelir. Her ikisi de birbirini tamamlar ve biri olmadan ötekinin de var olabilmesi mümkün değildir. Çünkü inanışa göre her şey ancak ve ancak zıddıyla varlık kazabilir. Böylelikle her Yin’in içinde bir Yang  her Yang’in içinde de bir Yin vardır. Bu artı-eksi, kadın-erkek, iyilik-kötülük, doğum-ölüm, başlangıç-bitiş gibi her türlü kavram için kullanılabilir. Hem Yin hem de Yang birbirine dönüşebilir. Yin ve Yang denildiğinde akla gelen siyah beyaz renklerden oluşan amblemdeki kavis sonsuz döngüyü, değişimi anlatmaktadır.

Yine bir başka sembol, ebediyet anlamına gelen ve 1600’lerin ortalarında ilk kez Wallis tarafından kullanılan, matematiksel bir simge olan sonsuzluk sembolü,  sürekli bir hareketle çizilir. Bu sembol, farklı kavram ve fikirleri temsil etmek için de kullanılmıştır. Sembolün, cinsiyetler arasında mükemmelliği, uyumu ve dengeyi temsil ettiği gibi başlangıcı ve sonu belirsiz sonsuz döngüyü simgelediği de düşünülür.

Tasavvuftaki devir inancı ise dolanmak, çağ ve zaman etrafında dönmek anlamına gelir. Madde alemine düşen varlık önce cansız (cemat) sonra bitki (nebat) sonra hayvan ve en son olarak insan biçiminde görülür. Bir nevi tekâmül/evrim süreci geçirir. Bu süreç Kavs-ı Nüzul  yani (inme yayı) ile ifade edilir.

Devir bununla sınırlı değildir. Dört kapı, kırk makamdan geçen insan, insan-ı kâmil olur ve ancak ondan sonra  geldiği kaynağa geri döner. Yani hak ile hak olur, birleşir. Hay’dan gelir, Hû’ya döner, hakka yürür. Bu süreç bir yay veya daire, çember şeklinde anlatılır ve buna Kavs-ı Uruç (yükselen/çıkan yay) denir; çünkü geldiği yere, başlangıca geri döner. Ervah/ruh, olgunlaşmamışsa çeşitli formlarda insan-ı kâmil olununcaya dek bu süreç devam eder.

Mitolojide tekrar/döngü söz konusu olduğunda ise, akla ilk gelen Sisifos söylencesidir. Sisifos tanrılar tarafından büyük bir kayayı dik bir tepenin doruğuna yuvarlamaya mahkûm edilir. Tam tepenin doruğuna ulaştığında kaya her zaman elinden kaçar ve Sisifos her şeye yeniden başlamak zorunda kalır. Bunu bir ceza değil bir tercih gibi düşündüğümüzde ise taşı doruğa ulaştırmak yerine tekrar tekrar taşımasını insanın anlam arayışı fikriyle bağdaştırılabiliriz. Bulmak yerine aramak, tamamlamak yerine yeniden başlamak fikrinin, çabayı, çemberi, döngüyü, arayışı ifade ettiği söyleyebiliriz.EKSIK PARCA GORSEL

Ancak bir kısmını alabildiğimiz  bütün bu kavramlar, işaretler, efsaneler, söylenceler, tamamlanmayı değil hep aramayı anlatmış ve yüceltmiştir. Tam olan tamamlanmış olan her şey döngü gereği eksilmeye başlayacaktır. Bitirilen iş eskimeye başlar. “Oldum”  diyen ruh hamlaşmaya başlar. Bu nedenle  müzikte, felsefede, psikolojide, edebiyatta, şiirde anlamak değil öğrenmek; bulmak değil aramak hikaye edilir.

Eksik Parça kitabında da anlatılan da aslında bu arayıştır. Şekil eksik parçasını bulup hızlandığında birçok ayrıntıyı kaçırdığını fark eder ve aramanın bulmaktan daha önemli olduğunu  varlığı dönüştüren şeyin varış değil arayış olduğunu anlar. Yavaş olmak hızdan, yolculuk varmaktan daha önemlidir. Bizi biz yapan kusurlarımızsa eğer  lekeli olmak temiz olmaktan, yaralı olmak sağlam olmaktan, eksik olmak kusursuz bir bütün olmaktan daha önemlidir.

Şekil arayışına geri döner. Yola devam eder. Yolun kendisi olur…

.

Yorum Yap