İçimizdeki Şeytan – Sabahattin Ali, Aylak Adam – Yusuf Atılgan

 İçimizdeki Şeytan – Sabahattin Ali, Aylak Adam – Yusuf Atılgan
Okunuyor İçimizdeki Şeytan – Sabahattin Ali, Aylak Adam – Yusuf Atılgan

İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN VE AYLAK ADAM 

   Merhabalar, sizlere okuduğum iki kitaptan bahsetmek istiyorum. İlk olarak “İçimizdeki Şeytan” kitabını okudum ve daha sonra tesadüfen “Aylak Adam” kitabı ile devam ettim. Kitabı bitirince aklıma gelen ilk şey kitaplardaki başkahramanların Ömer (İçimizdeki şeytan)ile C’nin (aylak adam) birbirine ne kadar zıt hayatları olduğuydu.  

 “Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır” Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam kitabında kurduğu bu cümle ve Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan adlı kitabında “İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.” Diye geçen bu cümle bana iki kitaptaki başkahramanında benzer amaç içerisinde (ki bu amaç hayatta tutunacak gerçek bir şey) farklı iki hayatı yansıttığını düşünmeme sebep oldu. 

Yusuf Atılgan- Aylak Adam

Yusuf Atılgan- Aylak Adam

 C. karakteri yani namı diğer Aylak adam ve tembelliğini içindeki şeytana yükleyen Ömer ile başkahramanları inceleyelim. Öncelikle tam adını öğrenemediğimiz C. kendini toplumdan soyutlamış, hayatta bir amacı olmayan ama hayata tutunacak bir sebebe ihtiyacı olan, kendini aylaklığa vermiş ve babasından kalan mirasla da rahatlıkla aylaklık yapabilen birisi. Babası ile iyi bir baba oğul ilişkisinin olmaması ve annesini de çocuk yaşta kaybediyor oluşu sanıyorum ki C’yi yalnız olmaya itmiş ve ruh eşini bularak ona tutunmak isteğini doğurmuş. Hiçbir iş yapmayan, tüm gün sokak sokak gezip aylaklık yapan bu adam, bir yandan da hayatının kadınını aramakta. Ayrıca şunu da söylemeliyim ki kitabı okurken C’nin insanlar üzerinde yaptığı psikolojik tahliller oldukça dikkat çekici.

İçimizdeki Şeytan-Sabahattin Ali

İçimizdeki Şeytan-Sabahattin Ali

 Gelelim Ömer’e. Ömer ise memleketinden üniversite için İstanbul’a gelmiş fakat okulu bitirememiş, bir işte çalışıp kazandığı parayla hayatını geçindirmeye çalışan (ki çoğu zaman bu para yetmeyecektir.) ve oldukça idealist birisi. Başı sıkıştığında etrafında yardım isteyebileceği kişiler olan, bu kişileri çoğu zaman eleştiren ama bağını koparmayan, içerisinde bulunduğu düzeni eleştiren ama düzenini bozmayan karakterimiz hayatta tutunacak gerçek bir şeylerin olması gerektiğini düşünür. Tesadüfen gördüğü bir kadına ilk görüşte âşık olur. Macide’ye âşık olduktan sonra yeni bir hayat amacı bulur. Fakat diğer amaçlarında olduğu gibi bu amacı içinde pek mücadele etmez. Macide ile birlikte yaşamaya başladıktan sonra üzerine oldukça sorumluluk yüklenir. Ömer bu sorumluluk telaşıyla yanlış yollara sapar. Yaptığı bu kötü davranışları ise içerisindeki şeytana yükler. Şu sözlerle gerçeğin farkına vardığını ve kendini değiştirmeye başlayacağını anlarız. Halbuki ne şeytanı azizim ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması… İçimizdeki şeytan, pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu. İçimizde şeytan yok; içimizde aciz var, tembellik var.” 

 İki karakterde hayata tutunacak bir şey arıyor olsalar da amaçları aslında farklıydı. Ömer idealist düşünen birisi olarak uğruna can verecek, hayatını adayacak bir şey ararken aşkla karşılaşır. C. ise etrafında entelektüel kişiler olmasına rağmen onları pek de umursamaz ve aylaklıktan hoşnuttur. Tek eksiği onu hayata bağlayacak olan hayatının kadınını arayıp durur. Ömer idealist düşünceleri olan ama yeterli iradeye sahip biri değilken C’nin yeterli iradesi, parası, gücü olmasına rağmen umursamaz birsidir. 

 İkisinin ortak yönü şu ki; ikisi de ilk defa gördükleri bir kadının peşinden âşık oldum diye gitti. Aşk gerçekten ilk görüşte anlaşılabilecek kadar basit bir duygu mu? Sanmam. 

 Sizlerde bu kitapları okuduysanız kitaplar hakkındaki düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz. Ayrıca kitap tavsiyelerine de açığım 🙂 

Yorum Yap