Livaneli’ den Kardeşimin Hikayesi

Yazdığı romanlarla herkesin beğenisini toplayan Zülfü Livaneli "Kardeşimin Hikayesi" ile okurlarını büyüleyecek.
 Livaneli’ den Kardeşimin Hikayesi
Okunuyor Livaneli’ den Kardeşimin Hikayesi

Yazdığı her romanla, söylediği her şarkıyla içimizi ısıtan, yönettiği filmlerle birçok ödül kazanan Zülfü Livaneli, okurlarını yazdığı her romanla büyülüyor.
Serenad, Mutluluk, Huzursuzluk, Kardeşimin Hikayesi, Son Ada, sadece bizim ülkemizde değil birçok ülkede bilinmekte ve saygı görmektedir.

Zülfü livaneli

Aşk ve polisiyeyi bir araya getiren ve sonunda hepimizi ağlatan ağlatmasa da içimizi burkan bir hikaye. Kitabı bitirdiğimizde çoğumuzun kafasında da aynı soru işaretlerinin oluşacağı aşk gerçekten bu mu? ya da aşk ne? Gibi soruların oluşacağı eşsiz bir roman.
Kitabın kapak resmi hepimizin dikkatini çekmiştir dilerseniz gelin ilk önce kapak resminin hikayesinden başlayalım.
Kitabın kapağındaki resim Belçikalı ressam René Magritte’in tablosuna aittir. Belçika’nın Chatelet kentinde bulunan Sanbre nehrinin kıyısındaki evlerin birinde bir çocuk yaşarmış. Bir gece uyurken sesler duyar ve görür ki elinde meşale bulunan insanlar nehre doğru gider ve telaşlı bir şekilde nehrin içinde bir şeyler ararlar. Çocuk meraklı bir şekilde kalabalığı yaklaşır ve bir kadının nehre atlayarak intihar ettiğini öğrenir. Ne yazık ki kadın çocuğun annesidir. Çocuk, annesinin cesedini geceliği yukarı doğru sıyrılmış olarak yüzünü örtmüş şekilde görür. İşte o küçük çocuk Rene Magritte’dir. Çizdiği tablolarda yüzleri bezlerle örtülü insanlar çizmesinin nedeni de annesinin o son halinin gözlerinin önünden gitmemesidir.

Kardeşimin Hikayesi,
Karadeniz’in küçük bir köyü olan Podima da yaşanan cinayet üzerine gazeteci bir kızın Ahmet’in kapısını çalmasıyla başlar.
Bir davet gecesi sonrası daveti veren Arzu Kahraman evinde ölü bulunur. Ahmet de o gece davettedir ve Arzu’nun çok yakın arkadaşıdır.
Bir sabah Ahmet’in kapısı alacaklılar gelmiş gibi kapısı çalar halbuki Ahmet çok sakin kendi halinde biridir. En fazla onu ziyarete gelen evini temizleyen kadın ve oğludur. Kapıyı açtığında karşısında hiç tanımadığı ve kendisini gazeteci olarak tanıtan kızı görür. Ahmet her ne kadar da kızı başından savmak istese de kız Ahmet’in yakasını bırakmaz ne yapar ne eder Ahmet’le konuşur.
Ahmet kızla konuştukça kendi geçmişine gider. Ahmet anne ve babasını kendilerinin de içinde olduğu bir trafik kazasında kaybetmiştir ve ikiz kardeşi Mehmet ile babaannesinin yanında büyümüşlerdir. Ahmet inşaat mühendisi Mehmet ise elektrik mühendisi olmuştur. İş için Rusya’ya gitmişlerdir ve Mehmet’in hikayesi tam olarak burada başlamıştır.
Ahmet gazeteci kızla konuştukça iş cinayetten çıkıp kardeşinin hikayesine doğru ilerler. Mehmet’in Rusya’da yaşadığı derin bir aşkı ve aşk yüzünden düştüğü zorlu durumu ardından da Mehmet’in çok uzaklara gittiğini anlatır. Nasıl bir aşk yaşamıştı ki Mehmet? Onu hiçbir zaman unutamamıştı onun yüzünden o kadar çile çekmesine rağmen yine ilk fırsatta ona gitmişti. Aşk mıydı bu? Yoksa sadece bir takıntı mı veya çılgınca bir saplantı mı? Yoksa işlenen cinayette bir aşk yüzünden mi işlenmişti? Gibi bir çok sorunun cevabını bulabileceğiniz ve final bölümünde sizi hayretlere düşürecek olayların yaşanacağı romanı elinizden hiç bırakmak istemeyeceksiniz ve eminim ki soluksuz okuyacaksınız.
Şimdiden hepinize iyi okumalar diliyorum.
                                         Aşk,bir uçurum kıyısında gözü bağlı yürümektir.

Yorum Yap