Yalanlar ve Gerçekler

 Yalanlar ve Gerçekler
Okunuyor Yalanlar ve Gerçekler

Yalanlar, gerçekler, saklananlar, saklanamayanlar, soğuk yenen intikamlar, sıcağı sıcağına yakan sırlarHepsinin ortasında bedenim… 

Akıyor bir şekilde zaman, ittirmesen de yolunu buluyor hayat. Sevdiğim şeyleri daha da sevemediğimi fark edince üzülmüyorum artık. Bu kadarlık sevmem gerekiyormuş deyip kabulleniyorum. Daha fazla sevmeye çabalamak yerine sevebildiğim kadarını en içten şekilde hissettirmeye çalışıyorum sevdiklerime. Birileri beni fark etsin diye uğraşmıyorum. Fark etmek isteyene varlığın bile yetermiş, öğreniyorum.  

Yaşadıklarım karşısında pes de etmiyorum merak etme. İnceldiği yerde sarmaya çalışıyorum düşüncelerimi, kırıldığı yerlerden destek olmaya hayallerime.  

Arınmak istiyorum bu dünyanın kötülüğünden. Ruhumu yıkamak yeni doğum yapmış bir annenin sütüyle… Her şeye en baştan başlayabilmek belki de… Kalamadığım ama gitmeyi de beceremediğim bu yaşam benim biliyorum. Her şeyiyle bana ait, hiçbir şeyiyle bana ait değil. Sorumluluklarımdan kaçmıyorum ama kucaklayamıyorum da hepsini tüm samimiyetimle. Tüm gerçek bildiklerim yalanlaşıyor bir tık daha her sene. Korkarım ki kırkıma geldiğimde yalana dönebilir bir gerçeğim bile kalmamış olacak. Bu heyula benim Ali abi. Bu kırık düşler ülkesinin imparatoru benim. Tüm halkının yargı yetkisi varken hüküm yiyen yine sadece benim. O nasıl ülke abicim dersen yeridir, lakin zaten ülkeler olması gerektiği gibi değildir biliriz.  

Bu sayfaları belki de okumayacağını bilmeme rağmen sana yazıyorum evet. Sen de kitaplarını ‘ben’im okuyacağımı bilmeden yazmadın mı zaten? Birileri için konuşuruz başkaları duyar, birileri için yazarız başkalarına dokunur. Nazım sadece Piraye sesini duysun diye yazdı belki ama bugün İsmail’in kalbine işliyor o canım şiirler… Yıllardır edebiyat böyle işledi, böyle işleyecek. 

 Bu ara hep cevabını bilmediğim sorular sorarken buluyorum kendimi. ‘Amann!’ diyorum sonra, verebilecekken vermediğim cevaplara sayılsın. Cevabını bulamasan da her soru bir şey öğretir sana, yeni yeni anlıyorum.  

Dışarıda deli bir rüzgar bağırıyor çığlık çığlığa. Buruk bir gülümseme bırakıyorum geceye. Biliyorum benim atamadığım çığlıkların sesidir bu. Sesini duyuramayanların sesini çıkartmak zorundadır hep bir başkası… 

Özel bir gücüm var benim Ali abi. Çok da özel olmayan belki… Yaşamamam gereken yaşanmışlıkları hiç yaşamamışım gibi devam edebiliyorum hayatıma. Biliyor musun Abi ya da öyle sanıyorum, ne fark eder? Duyguları yağmalanan o kız çocuğu ben değilim. Kimseler üzülmesin diye susan ve rüzgarın çığlıklarını kendinin sanan… Ben bilirim ki duygular tacize uğrasa da susturulamaz insan. Ben bilirim ki bir yerlerde açlıktan ölen çocuklardır, adaletsiz olan yaşamdır, bu çarpık kentleşmedir, düzensiz olan düzendir, düşüncelere vurulmaya çalışılan prangalardır beni ağlatan. Yersiz değildir duygusallığım yani, insan oluşumdandır. Her şeyin suçlusu insanlığı ilke edinmek yerine, işlerine geldiği gibi insanlık maskesi takmış olanlardır. Biliriz ikimiz de. Biliriz de işte… E kızım iyi hoş diyorsun da nereye varacak bu sözlerin diyecek olursan abi, bilmiyorum. Sözler bir yere varmak için mi yazılır yoksa özgürlüklerine kavuşmak için mi? Hepsinin ortasında duran bedenim demiştim ya Abi, vallahi dimdik duruyor. Bu eğilmişlik sadece beyaz sayfalara karşı oluyor. Özgürlüğe gönderdiğim bu sözcükler, bir yerlerde dokunursa sana bil ki şiirlerin hiç tanımadığın bu kızın elinden tutup kaldırıyor düştüğünde. Sonunda deliren İsmail’e inat, İsmail’in gölgesinde delirmeden devam ediyorum. Bir şey olacağından ya da değişeceğinden değil de ‘kayıtlara geçsin’ diye yazıyorum abim. Kayıtlara geçsin diye… 

” Not: Bu yazıda seslenilen Ali abi aslında Ali Lidar’dır. İsmail ise Ali Lidar’ın ‘Olmamış Kahraman Emeklisi’ kitabında geçen ‘İsmail’in Kendi Kendine Delirmişliğine Dair Hikayat’ şiirinin kahramanıdır.” 

Yorum Yap